İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

‘Ramo’nun sevdiği her şeye dört elle sarılma hali sanırım bu diziyi özel kılıyor


‘Tercih edilmek mutluluk verici’

SHOW TVnin cuma akşamları ekrana damgasını vuran dizisi ‘Ramo’, bugün yayınlanacak yeni bölümüyle de izleyicilere heyecan yaşatacak. Yapımcılığını BKM‘nin, yönetmenliğini M.Çağatay Tosun‘un, senaristliğini Toprak Karaoğlu, Seda Karaoğlu ve Birol Tezcan‘ın üstlendiği, Murat Yıldırım‘ın ‘Ramo‘ karakterine hayat verdiği ‘Ramo‘da; Esra Bilgiç, İlker Aksum, Emre Kınay, Mehmet Yılmaz Ak, Devrim Özkan, Mustafa Yıldıran, Efsane Odağ gibi oyuncular yer alıyor.

‘Ramo’da ‘Dilber’ karakterini canlandıran Sitare Akbaş, Habertürk‘e verdiği röportajda diziye dahil olma sürecinden at binme ve ok atma merakına kadar birçok konuda Mehmet Çalışkan’ın sorularını cevapladı.

‘BÜYÜK BİR HEYECANLA KABUL ETTİM’

‘Ramo’nun kadrosuna dahil olma sürecinden ve ekranların fenomen dizisinde rol almanın size hissettirdiklerinden söz edebilir misiniz?
‘Ramo’dan önce oynadığım diziden yeni ayrılmıştım. Daha önce ‘Ramo’ için ‘Meydan’ diye bir parça yazmıştım, Şarkı, Şiar isimli grubumuzdan çıkmıştı. O yüzden de ‘Ramo’ ekibiyle bir tanışıklığımız vardı. Diziden ayrıldıktan 2 hafta sonra falandı sanırım, yeni girecek bir rol için akıllarına gelmişim. Teklif ettiler, rolden bahsettiler. Zaten beğendiğim ve izlediğim bir diziydi, ben de büyük bir heyecanla kabul ettim. Başarısını kanıtlamış bir dizide tercih edilmiş olmak tabii ki mutluluk verici. Sağ olsunlar kıymet verdiler, birlikte çalışmak nasip oldu.

‘DİZİYİ ÖZEL KILIYOR’

İçine girince daha net olarak gördüğünüzü düşünüyorum. ‘Ramo’yu sizce hangi özellikleri özel bir dizi haline getirdi / getiriyor?
‘Ramo’da baş karakter sadece babasının intikamını almak motivasyonuyla kendi ihtiyaçlarından vazgeçmeye çalıştığı bir yolculuğa çıkar. Fakat bu yolculukta intikamı kişisel bir davadan çıkıp insanlığın uğradığı zulme başkaldırıya dönüşür. İnsanlar makam, mevki peşinde koşarken o da onların koştuğu makam ve mevkileri yok etmenin peşine kendi ihtiyacından değil de vicdanına sığmadığından düşer. ‘Ramo’nun sevdiği her şeye dört elle sarılma hali sanırım bu diziyi özel kılıyor. Tabii ki başarılı bir yönetmen, başarılı oyunculuklar, başarılı bir senaryoyla tam bir ekip işi olunca özellikli bir iş olması kaçınılmaz oluyor.

‘HEP BİRLİKTE TANIKLIK EDECEĞİZ’

Canlandırdığınız ‘Dilber’i analiz edebilir misiniz?
‘Dilber’, yoksul bir ailede büyümüş, hayatta kalmak için çok genç yaşında pavyonda şarkı söylemeye başlamış. Girdiği ortamdan memnun olmadığı için gördüğü ilk güzelliğe dört elle sarılmaya çalışmış ama bu tek taraflı bir duygu olarak kalmış ve o kişiden bir çocuğu olmuş. Anne olmaya hazır olmasa da vicdanı çocuğu aldırmaya müsaade etmemiş. Gencecik yaşına ve çaresizliğine rağmen anne olmayı göze almış, ayakları üstünde durmaya çalışan güçlü bir kadın. Bütün bu çaresizliğin ortasındayken ‘Mazhar’ ile tanışıyor ve birbirlerine âşık olup kendilerine, kendilerince bir aile kurmaya çalışıyorlar. Ne bakış açıları, ne statüleri birlikte olmayı mantıklı kılmasa da birbirlerine duydukları aşk onları eşitliyor ve kendi içlerinde doğrusu yanlışıyla bir aile kuruyorlar. Ama sınav herkes için. Şimdi, hayatın getirdiği çatışmalarla nereye evrilecek? Hikâyelere hep birlikte tanıklık edeceğiz.

‘KOŞARAK GİTTİM’

Bir kadroya sonradan dahil olmanın belli zorlukları vardır. O zorlukların üstesinden nasıl geldiniz?
Çok kıymetli bir ekiple çalışıyorum öncelikle bunu söylemek isterim. Çağatay Tosun ile hep çok çalışmak istemiştim ve teklif geldiğinde koşarak gittim. Gittiğimde de aşırı yetenekli ve yardımsever partnerim Mehmet Yılmaz Ak – ki daha önceden tanışıklığımız vardı bana çok yardımcı oldu. Çok sıcakkanlı ve yeni girdiğim için aman gerilmeyeyim diye samimiyetle yaklaşan güzel bir ekiple karşılaştım. Sınıfa sonradan gelen öğrenci gibi hissederim zannederken hiç öyle olmadı zaten tanışıyormuşuz gibi oldu.

‘ÜMİT O KADAR KUTSAL Kİ’

Adana Film Festivali’nde ‘Ben Bir Denizim’ filmindeki oyunculuğunuzla ‘Türkan Şoray Umut Veren Genç Kadın Oyuncu’ ödülüne layık görüldünüz. Ödülü alırken neler hissettiniz? Türkan Şoray adına verilen bir ödülün sorumluluğu size neler hissettirdi, kariyerinizde nasıl bir pencere açtı?
Ben aday olduğumu bile bilmiyordum. Adımı duyduğumda ki – Menderes Ağabey’den duymak nasıl büyük bir şans anlatamam. Yani ayaklarımdan saçıma kadar titredim desem yeridir. Tarifsiz bir heyecan. Hiç beklememenin verdiği şaşkınlıkla birleşince tabii çok yüksek adrenalinli bir an yaşadım. Aday olduğumu bilsem daha makul heyecanlanırdım. O kadar şaşırdım ki doğal olarak şaşırmama şaşırdılar. Bu ödülü iki yaşındaki yeğenime versem “aa bu ne?” diyerek duvara falan vurmaya çalışır yüksek ihtimal. Aslında o anın hissettirdiği yüklediğiniz anlamla ilişkili. Siz ne derseniz o olur. Kimi diyor ki “Bende dolu ya. Kitaplığımın ayağı kırıldı, destek olarak koydum.” Kimi cam vitrinler aman bilmem neler yaptırıyor. Her ikisi de haklı bana göre. Ama kendi adıma cevap vermem gerekirse, Ödül; ‘verdiğiniz emeğin, başka çareniz yokmuşçasına verdiğiniz çabanın ve ısrarınızın sembolik bir karşılığı’ derim. Bütün “yaparsın” diye gaza getirmelerin yanı sıra “yapamazsın” diyenlere yani her iki fikre rağmen aklen doğru cevabı bilmediğiniz halde sadece kalbinizin sesini dinlediğinizden o kadar emek vermeye gönüllü olduğunuz kalbinizin ‘evet iyi ki yaptım ve yapıyorum’ demenizin ve bunu demeye aynı ısrarla devam etmenizin vesilesi. Yani kalbinizden gelen sesin size göz kırpması. Bütün yaşanan olumsuzluklara rağmen mağduriyetten değil, seçimin bedellerini mertçe ödemekten çekinmemenin armağanı. Bu ödül kısmının tarifi. Lakin bu ödülün ismi uzun, üstünde ‘Türkan Şoray Umut Veren Genç Kadın Oyuncu Ödülü’ yazıyor. O yüzden geri kalan kısmının anlamını da tarif etmek isterim. Öncelikle Türkan Şoray’a çok hayranım. Ben küçükken halam “sen oyuncu olsan keşke, Türkan Şoray gibi olursun” demişti. Bu cümle ilk duyulduğunda güzellikle ilgili gibi algılanabilir fakat kesinlikle değil. Bu Türkan Şoray’ın Türk sinemasındaki değeriyle alakalı. Aslında “Onun kadar öncü, emekçi, yol açıcı ol, miras yeme, sen de senden sonrakilerin yolunu açacak hizmetler gör, kendin yeniden üret” diyor . “İşini aynı Türkan Şoray gibi yap” diyor. Bu nedenden dolayı ödülü bu isimle almak ilham verici. Bir üçüncü konu umut vaat etmek. Bu benim hayatımın konusu, ‘ümit’, ‘ümit etmek’… Çünkü benim için ümit o kadar kutsal ki… Adeta insanı bütün beğenmediği hallerinden kurtarabilecek bir sihirli değnek. Ümit, benim için zıtlıklara rağmen ruhunuzun neşelendiği ne varsa vazgeçmemenizi sağlayacak ve kendi hakikatinize yaklaştıracak aşka çok benzer bir duygu. O yüzden bu ödülün sorumluluğu bana yine ümidin kıymetini, kim olmayı seçtiğimi ve bu seçimin sorumluluğundan kaçamayacağımı hissettirdi. Ödülü alınca Rahman Altın Ağabeyim bana dedi ki, “Buraya kadar her şey kolaydı şimdi işin daha zor. Artık çok daha büyük işler yapmalısın.” Kesinlikle katılıyorum. Çok daha büyük işlere soyunmayı heyecanla bekliyorum. Kariyerimdeki pencereyi henüz bilmiyorum ama gönlümde muazzam pencereler açtığına eminim. Ümit ederim ki kariyerimde de açsın.

‘TÜRKAN ŞORAY BENİM İÇİN YOL GÖSTERİCİ OLACAK’

Türkan Şoray ile tanışabilme imkanınız oldu mu? Türkan Şoray sizin için ne ifade ediyor?
Türkan Şoray hem ülkemiz, hem sinema için çok çok kıymetli bir değer. Tabii ki çoğumuz gibi filmlerini izleyerek ve hayran olarak büyüdüm. Dünyada başrolde en çok filmi olan oyuncu olmasının yanı sıra yönetmen ve senaristlik de yapmış ürettikleri ile ilham verici bir sanatçı. Türk Sinemasını ilerletmek için kendinden sonra gelenin yolunu açmak için verdiği mücadelenin kıymetini tarif edecek bir cümle bulamıyorum. Onun verdiği emeği verebilme ihtimalinin ümidini taşıyorum. Umarım bize de nasip olur. Kendisi benim için her zaman bu yolda neyi nasıl yapmam gerektiğini hatırlatacak bir yol gösterici olacak. Bir kere bir film festivalinin sunuculuğunu yaptığım sırada görmüştüm ve çok heyecanlanmıştım. Yakın bir zamanda kendisiyle telefonda konuşabilme fırsatım oldu elim ayağım yine yeniden titredi. Halimi görseniz konuşamıyorum kıpkırmızıyım ve kazağımı yemeye falan çalışmışım. Umarım bir gün yüz yüze uzun uzun sohbet etme şansına da erişebilirim.

‘SEVEREK YAPTIĞIM HER İŞTEN KEYİF ALIYORUM’

Kariyer tablonuza baktığınızda neler hissediyorsunuz?
Ümitli… Bu bir serüven ve ben de elimden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyorum. Oyunculuk yapıyorum yanı sıra artık şarkı sözü de yazmaya başladım. Severek yaptığım her işten keyif alıyorum. Üretmekten vazgeçmediğim sürece, kariyerimle neye hizmet edeceğimi bildiğim sürece de ümitli olacağım kanaatindeyim.

‘CESARET BULDUĞUM İLK ANDA BAŞLADIM’

Ok atma ve at binme merakınız olduğunu biliyoruz. Bu merakın kaynağından söz edebilir misiniz?
Türk kültürünün çok önemli simgelerinden ata binmek ve ok atmak. Atalarımızın verdiği kıymetin nedenini merak etmekle başladı aslında. Her zaman özellikle atlara hayrandım ama çekinirdim de. O yüzden cesaret bulmam gerektiğine inandım. Cesaret bulduğum ilk anda da başladım. Her soyutun somutta bir karşılığı olduğu fikriyle atı egom olarak hayal ettim ve beni kontrol eden korkutanın o değil de dizginin daha kapsamlı bir bakış açısıyla korkusuzca bende olması fikri beni neşelendirdi. Oku da hedeflerim olarak düşünüp sembolik de olsa bakış açıma ve ruhuma katkı olmasını istedim. İkisinde de ustalaşma talebi ruhani bir ihtiyaç aslında.

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir